| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Iyi kötü yorum yazmayi ihmal etmeyin lütfen (:

Aşk-ı Lâl

Zaman



 
Zaman Herşeyin İlacı Değil..
İçinden Zaman Geçmeyen Yaralar Var..

Avaz avaz susuyorum! ..

 

 

 

 

 

Yüreğimin
Sesini duyuyor musun?
İnadına;
Avaz avaz susuyorum! ..

Yanımda yoksun,
Ama;
Bende çoğalıyorsun! ..

Özlemler kılıç,
Vuslatsa kalkan...
Sensizlikle savaşıyorum! ..

Susma Ömrüm!

”Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili,
Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…


Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime…
Düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…Ve aşklaştıkça kalp daha çok parçalanıyor, hayat yaklaştıkça daha bir özlüyorum.
Kabul ediyorum, galibimsin!..
Ve ben her şeyini savaş alanında bırakan mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde…
Tüm zaferlerimi sende yitirmişim…Kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime.Sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?

Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere…
Ve ben dönemezken kendime, labirentlerinde kaybolmuşken,
Sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken,
Senden gayrısına yok, yokluğuna ram olmuşken,
Susma ömrüm!..


Yol kesil cehenneme…


Keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım…
Ne zaman geçmeye kalksam senden;
Ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum…

Uzanan elleri tutmuyorum…Yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi,
İçimi bırakmıyorum…
Dul bir hasrete yadigar kalıyorum ötelerde.
Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar…
Sancılanıyorum sessizliğine
Tüm vakti;
Susturucu takılmışken yüreğime,
Haykıramazken, her kurşun içimi parçalarken,
İnfilak ederken isyanlarım sensizliğe,
Ve akarken gözümden ırmak ırmak,
Susma ömrüm!..

Ateş kesil cehenneme…

Tüm piyonlarım tükendi…
Elimde bir şah,
Nereye koysam kendine mat çekiyor…
Cemreler ihanet ediyor adına,
Aslı hükümsüz…Kendini bile ısıtmıyor…
Adım lal kalıyor zemheri ayazlarına,
D-üşüyorum!..

Muhaciri değilim gayrı bu Arafın…
Ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum…

Kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına…
Baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı,
Sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum
Uğraşma aşk!..
Kal(n)dıramazsın;
Kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım…
Bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı,
Artçı sellere verirken sitemimi,
Sana ‘’sus”arken,
Ölüme ‘’sus”arken,
Müptelasıyken kahramanı bıçaklanmış masalların
Aşk için aşıkları ezip geçmişken,
Susma ömrüm!..

Şehadet getir cinnetime…

Öznesi sen olan bir ömre verdim adını,
Ki ölüm yar olana kadar tek yar dediğim ol diye!..
Sana geldim, ölüme yar etme diye.
Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin…
Biliyorum aldırmıyorsun,
Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına.
Ve aslında AŞK’tan korkuyorsun
Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma!..

Hani olur da geldiğimde bir gün;
Kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,
Her lisanı lal bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer
Ve el elini tutacaksa ellerin,
Elimde değil, yanacağım!..

O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,
Sarmayacaksan,
Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,
Cennetten kovulmayı göze alamayacaksan,
Bir sözüne çölde vaha gibi susarken
Öyle umarsız susacaksan;
Sen de sus ömrüm!..

Sus!..
Sus ki; ölüm bana yar, ben ölüme YAR olayım…

Sen toprak kesil cesedime!..

Bir sehri aglatacak kdr agirdi gidisin...

 
Bu şehri ağlatacak kadar ağırdı gidişin
Şimdi yokluğunu koynuma aldım
Karanlığın bile hüznümü kaybedemediği bir gecede
Hesap soruyorum
yüreğime
boyundan büyük sevmek
sana mı düştü diye


Her yer sen kokuyor işte

Her şeyde senden bir parça
Böyle çaresiz böyle yarım kaldım işte
Sol yanım acıyor
Her atışı yokluğunun isyanı şimdi
Yanmaktayım işte

Nasıl sevmişim oysa seni
Ne kadar sen olmuşum
Ne kadar çok ben olmuşsun

Nasıl mecburmuşum
Nasıl tutulmuşum
Sensizlik ölümmüş oysa
Oysa ne zormuş ölüm
Bir damla sen diye yalvarıyorum

Ben deli divane olsam da
YOKSUN

Daha fazla yorma beni

 

 


 

'Hayat...' Dur bekLe ßeni DizLerimde derman kaLmadı ardından ko$acak!
'A$k...' Her geçen gün öLdürme yüreğimi; Bi Can daha kaLmadı verecek!
'MutLuLuk..' Kaçma Benden her defasında Bu sefer değerini BiLeceğim Senin!
'Acı...' Uzak dur Benden Hiç sevemedim Ben Seni!
Vee...
''Sen...'' Daha fazLa yorma Beni...! Ben fazLasıyla ödedim Senin uğruna kaybettikLerimin BedeLini...!

Ey gecelerimin cinneti!


“Ben kaybettikçe kazandım çok şeyi
Sense kazandıkça kaybettin her şeyi..”


Ey acılarımın başkenti!
Ey gecelerimin cinneti!

Öyle kolay olmayacak gidişin
Daha ilk adımında sendeleyeceksin
Bir yangın yayılacak parmak uçlarından
Bu şehrin buz tutmuş taş duvarlarına
Göreceksin
Gezdiğin bütün sokaklarda
Düşlerim takılacak ayaklarına
Titreyeceksin

Ey hayallerimin kaçağı!
Ey gönlümün sustalı bıçağı!

İlk darbeyi hatıralar saplayacak sırtına
Bütün şarkılara küseceksin
Sahipsiz mezarlarda bulacaksın ikimizden kalanı
Ve bir duvar gibi çarpacak kimsesizliğin yüzüne
İrkileceksin

Ey yalnızlığımın miladı!
Ey uykularımın celladı!

Önce kendi yalanların hançerleyecek seni
Sonra “keşke”lerin
Bir kar yangınında buzlar misali çözüleceksin
Gözlerinden kara yağmurlar gibi dökülecek pişmanlığın
Tükeneceksin

Ey çığlıklarımın sireni!
Ey ömrümün kara treni!

Köhne bir istasyonda
Tek kanatlı bir kuş konacak omuzlarına
Kırdığın bir kalbi bırakacak avuçlarına
Şaşıracaksın
İşte bu son durağı olacak kaprislerinin
Delik deşik bir hasretle düşeceksin kaldırımlara
Ellerin bile el vermeyecek sana
Ayakların çoktan çekip gitmiş olacak
Gözlerin en uzak yıldızlara takılacak
Ve yıkılacaksın
Bir sen bir de o taş kalbin
Kalacak sokak ortasında
Kaderinse yaşlı bir çöpçünün yorgun ellerinde
Sızlayacak
Ağlayacaksın
Belki biraz geç olacak ama

İşte o gün
Kimi kaybettiğini anlayacaksın…

Mevlana

 
Hadi yaramı sarmaya merhemin yok
yalandan da olsa gönül alamaz mısın?

Mevlana

Kabul olmayan Duam...

 

Üstündeki yazıları silinmiş,
Eski bir kartpostal gibi,
Duruyorum rafların arasında...

 

İçinden çıkardığım toprağın,
Kokusu kalmış yüreğinde
Ne yapsam arınmıyorsun...

 

Ellerimde,
İntiharımdan kalan barut kokusu
Ellerini tutup,
Soğukluğunu bulaştırıyorum ölümün...
Umursamıyorsun...

 

Bahara inat,
İçimden sonbahar notaları yükselmekte...
Dilinden anladığım bir o kalmış.

Acıtıyorsun, acıyorsun
Aldırmıyorsun…

 

Ellerimi açmadan,
Soluksuz ettiğim dualarımın
Kabul olmayanısın...

Hani, elimden gelse...


 
Hani elimden gelse de sana gökten yıldızları indirip, sersem yürüdüğün yollara... Gözlerin gibi, bastığın yollar ışıldasa…

Hani bir yolu olsa da gecelerini de aydınlatabilsem gündüzler gibi… Kavuşma ihtimali güneş gibi ışıl ışılken, geceni gündüz edip çağırabilsem seni, gel diyebilsem…

Seni sevmek bir çocuğu sevindirmek kadar kutsal içimde... Huzurlu uzun bir yolculuk gibisin. Hani yolu bilirsin de sonunu unutasın gelir. Hiç görmemişsin, daha önce hiç gitmemiş gibi… Keşke sana bu yolun sonunu unutturabilsem…

Hani imkânım olsa da seni benden ayrı tutan bu yazgıya isyanların en büyüğüyle başkaldırabilsem… Asiye çıkan adımla günahların en büyüğüne batsam…

İçimdeki hissin bir tarifi olabilse, sana özel kelimeler türetsem hiç bilinmedik… Kimse söylemese ikimizden başka, sana seni anlatabilmenin bir yolu olsa…

Hani kalabilse her şey yerli yerince… Sen kalabilsen beni sever halinle, ben kalabilsem hep aynı… Ne mesafelerin adı geçse aramızda, ne ayrılığın sözü edilse… Unutabilsen her şeyi, unutturabilsem… Silip yeniden yazabilsem hikâyenin sonunu...



Manzara Ayrılığa sıfır!

 Gidişini öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
Manzaraysa ayrılığa sıfır!
İşte herşey hazır...
Acılarımla iki lafın belini kırdık. Yokluğunda bir kuş sütü eksik..
Yalnızlığım ve ben...seni çok bekledik...